Atatürk Samsun’a niçin gitti?
Atatürk’ten önce doğu Karadeniz; Trabzon ve çevresinin durumu:
1914 – 1919 arası
Bölgede Türkler çoğunlukta değildi. Trabzon ve çevresindeki Pontus kökenli halkın “görünen çoğunluğu” müslümandı, Rumeika denen bir Yunan dili lehçesiyle konuşurlardı. Aralarında hıristiyanlar daha az sanılıyordu. Fakat yüzyıllardır gizli din taşıyan büyük bir kitle “gizli Hıristiyanlar” esas kimliklerini ortaya koymuş, kıyafetlerinde bile ellerinden geldiğince değişiklik yapmışlardı. Gizli Hıristiyanlar açığa çıktı, eskiden beri açıktan Hıristiyan olan kitleye katıldı. “Milliyetçiliğin etkisiyle” onların müslüman soydaşlarının bir kısmı da onların yandaşı olarak hareket ediyordu. -Durumun ne kadar vahim olduğunu, Atatürk’ün işinin ne kadar zor olduğunu anlamaya çalışalım.- Çekimser kalıp kazananın yanında olmayı bekleyen Pontus kökenli müslümanlar da vardı. Bir kısmı ise Müslümanlığı her şeyden yüce görüp onlara hiç uymadı, Türklerin tarafında yer aldı. Bir kısım madenci işçi takımı ise çeşitli çıkar meselelerinden dolayı “biz de gizli hıristiyanlardandık” diyerek İngilizlerin ve Pontus ileri gelenlerinin desteğini almaya çalışmıştır. Eskiden beri gizliden gizliye çok iyi örgütlenmiş olan Pontus siyasileri onların yalanını çok iyi biliyordu ama ses çıkarmadılar. Çünkü bunlar gariban işçi kesimiydi.
O zamanlarda milliyetçilik yepyeni, heyecan verici bir şeydi. Dil ve soy birliği herkesi derinden etkiliyordu. Ve o zamanın milliyetçiliğinde, elebaşı kişiler bölge halkının dinine, diline ve soyuna göre çok kurnazca düşünüyorlardı. Din, dil, soy birliği varsa din milliyetçiliğin içine alınır, din birliği yoksa sırf milliyetçilikle hareket edilir. Bölgede, gerçi hıristiyanların kendi aralarında büyük kardeşlik sevgisi vardı ama müslüman soydaşlarını da “Türk” tarafa kaptırmamak için ellerinden geleni yaparak onların yanında sadece milliyetçilikten yana görünüyorlardı. Bölgede kuvvet kazanan Hıristiyanlar müslüman soydaşlarından fakir olanlara her türlü maddi yardımı yapmaya gayret ediyorlardı.
Atatürk’ün devreye girmesiyle ve Atatürk’ün müthiş zekâsıyla Pontus harekâtı hiç beklenmeyen darbeler almaya başladı. Pontus milliyetçileri çok direndiler fakat sonunda başaramadılar. Yunanlıların iddiasına göre orta ve doğu Karadeniz bölgemizde 10 yıllık bir süre içinde (1914 – 1924 arası) 353 bin Pontus kökenli asi vatandaşımız ölmüş.
1923’ten başlanarak Yunanistan ile aramızda yaptığımız halk değiştokuşu denen ‘Mübade’ anlaşması kapsamında doğu Karadeniz Pontus kökenli Hıristiyanlarının tümü Yünanistan’a gönderildi. Müslümanları gönderilmedi burada kaldı.
Bundan sonra, Türkiye Cumhuriyetinin artık bölünemez bir devlet olduğunu anlayan Pontus kökenli müslümanlardan Pontus – Yunan milliyetçisi olanlar Pontus hayallerinin bittiğini anladı; milliyetçilik zehrinin etkisi geçince onları hem derin bir pişmanlık hem büyük bir utanç kaplamıştı. Bu müslüman pontus milliyetçisi kişilerden istiklal mahkemelerinde idam edilenler bile var.
Pontus kökenli müslüman kitlelerden hep Türklerin, Atatürk’ün yanında olmuş olan çoğunluk bile o utançtan nasibini aldılar. Zamanla asimilasyona hiç direnmediler hatta kendi rızaları ile asimile oldular. Şimdi artık kendilerini Türk kabul ediyorlar. Öz dillerini de unuttular.
Oysa bu gerekmezdi, çok yanlış oldu. Pontus, çok eski bir ülkedir. Kültürü zamanla çok fakirleşmiş olsa da halen var. Halkı şu an halen o topraklarda yaşıyor. Kendi dillerini ve kültürlerini devam ettirmeleri gerekirdi.
Gerçi çok kanlar döküldü, çok üzücü şeyler oldu. Asimilasyonu kendi rızasıyla kabullenenler, belki de “o kadar kan madem bu dil ve bu soy yüzünden oldu, o halde biz bunu terk edelim” diye düşünmüş olabilirler. Koca bir kültür mirasını, ana dillerini, kendi özlerini kendi rızalarıyla yok etmelerini bazılarımız çok yanlış bulup dünya kültür mirasları adına üzülüyoruz ama “ateş düştüğü yeri yakar”. Onlar kendilerine göre haklıdır. Uğradıkları Türk – İslam sentezcisi dehşetli baskılar da cabası.
Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:
Sorunuzu veya Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz.
Lütfen konuşma dilinde yazmayın zorluk çıkarmayın.LÜTFEN YAZI DİLİ KURALLARINA SAYGILI OLALIM


kendisi mason olan ataturk osmanli tarafindan bilinmeyerek ic anadoluda kurtulusu yoneltmeye gonderildi. bu savasi muslumanlarin kazanacigini bilen ataturk kendine gore yaptigi tespitlerle ve ona inanan imanli insanlarla savasi kazandı. fakat imanli insanları dinlerinden uzaklastirmak icin cumhuriyeti kurdu. roma kanunlarina tabi tuttu. latin harflerine esir birakti. ve tarihi bilgi dolu osmanli kitaplarini yakarak bizi cahil birakti. ataturk amacina ulasti.
Selim Bey, yorumunuz için teşekkür ederim ama ölmüş insanları yargılamak Allaha kalmıştır. Hem yaptıkları birkaç şey çok güzeldir. Mesela Arapçanın mükemmelliğinde mükemmel olan Arap alfabesi Türkçeye hiç uymuyor. Osmanlıların alfabesi bir yana, bugün var diye anlatılan Osmanlıca diye bir dil yoktu, sadece yazı dilinden ibaretti. İster inanın ister inanmayın, sokaktaki vatandaş okuduğunu anlayamıyordu. O yazıları anlayabilmek için okullarda en az 8 – 10 yıl okumuş olmak gerekiyordu.
Dil devrimi şarttı. Ama aşırıya gidenler oldu, bu da Atatürkün suçu değil. Çevresindeki imansız türkçülerin suçu. O zamanın pantürkistlerinin suçu.
İslam alimlerine yapılan büyük yanlışlar zulümler ise yine bizzat Atatürke bağlanamaz. Siz onu tek başına her şeyi yapan bir tanrı gibi görmemelisiniz. Bilakis, Atatürk 1923ten itibaren bir avuç imansızlar tarafından tamamıyla kuşatılmış ve ciddi telkinlerle tahakküm altında tutularak yönlendiriliyordu. Bir diktatör edilmişti; kukla bir diktatör. Onun hiçbir neşeli resmini göremezsiniz, birkaç resminde öyle görünse bile yüzüne yansımış olan derin kahrı görmek çok kolay dikkatle bakana.
Amacına ulaştı dediğiniz kişi Atatürk değil. Osmanlı içinde kuşaktan kuşağa gizli din taşıyan intikam peşinde olan kişiler ve pantürkistler, imansız türkçüler. İşte bu iki zümreden kişiler. Ama Allaha şükür onların devri kapandı artık.