Avare Olmak

İş yok para yok bu durumda gezmek de yok. En yakın yerleri dolaşmaktan başka bir şey yapabilmem mümkün değil. Amcam hastanede. Gitmem gerekiyor üşeniyorum. Yarın giderim dedim dolayısıyla bugün buralardaydım. Yarın gidebilirsem oralardayım. Kalp krizi… Baba tarafımda herkeste var. Büyük amcam, babam, başka bir amcam kalpten gittiler. Gittiler yani öldüler. Abim ha gitti ha gidecek.. […]

İş yok para yok bu durumda gezmek de yok. En yakın yerleri dolaşmaktan başka bir şey yapabilmem mümkün değil.
Amcam hastanede. Gitmem gerekiyor üşeniyorum. Yarın giderim dedim dolayısıyla bugün buralardaydım. Yarın gidebilirsem oralardayım.
Kalp krizi… Baba tarafımda herkeste var. Büyük amcam, babam, başka bir amcam kalpten gittiler. Gittiler yani öldüler. Abim ha gitti ha gidecek.. Bu amcam ise ağır bir kalp ameliyatı geçirdi. Hayatta hiç sigara içmemiştir. Ne sigara ne alkol.. Evinde sigara içen kişi de yoktur. Asıl sebep kalp hastalıklarına bünye yatkınlığı. Tetikleyen faktörler hayvani yağlar, margarin, kiloluluk.. Şimdi trans yağ içermeyen margarinler var. Zararsızmış. Ama bizimkiler yemek törelerini bozmaz, hayvani yağlardan uzak durmaz. Neyse ki ben tedbirimi erken aldım.

Diğer bir amcamın oğlu da şimdi onunla aynı hastanede. Sebep kalp damarları tıkanıklıklarını açtırmak. Onun babası, babamın iki numara küçük kardeşi amcam, babamın ölümünden dört ay önce kalpten ölmüştü. Babamlar yedi kardeş. Beş erkek iki kız. Üç erkek kardeş ölmüş durumda. Diğerleri sağ.

Bugün gezdiğim yerler:
Eskiden beri takip eden arkadaşlara bu görüntülerden gına gelecek ama ne yapabilirim fazla uzağa gidemiyorum.

Nişantaşı merkezi

Burası Nişantaşı’nın merkez noktası. Taşı da görüyorsunuzdur. Trafik fenaydı. En öndeki arabanın gittiği yön Rumeli caddesi. Bizim tarafa gidiyor. Geldiği yön ise Teşvikiye caddesi. Beşiktaş’a gider. Ben arkadaşımla Teşvikiye yönüne yürüyorum…

Teşvikiye Camii

Şöhretini ünlü kişilerin cenaze törenlerine borçlu olan meşhur Teşvikiye camisi.. Daha aşağı gitmeyip buradan geri döndük.
Bizimkiler ölürse mi? Yok hayır aile geleneklerimizde bu caminin yeri yok. Çok daha mütevazi camileri ve mezarlıkları tercih ederiz. :)

Kategori: Kültür Sanat Tarih: 05 Haziran 2008

Etiketler:

'Avare Olmak' hakkında sorular, açıklamalar

  1. Fatih Hazarhan dedi ki:

    Gecmis olsun ve basin saolsun kardesim,Insallah amcan en kisa zamanda sagligina kavusur…

    S.a

  2. admin dedi ki:

    Teşekkür ederim. Ama maalesef aramızda önemli bir samimiyet yok. Soğuk insanlar. Bayramlarda zor görüşüyoruz. Bizde akrabalık bağları yok gibi bir şey. Çok kötü ama gerçek.

  3. Okuduğum bir kitapta, kilo vermek isteyen insanların bir türlü kilo verememesinin nedeni olarak, bu tür kişilerin “kilo verme” ye odaklandığı ve zihinlerini tamamı ile kilo kavramı ile doldurdukları, dolayısı ile sonucun yine aynı kiloda kalmak ya da kiloların daha da artması şeklinde belirdiği anlatılıyordu… kilo vermede başarılı olmak içinse sahip olduğumuz odağı değiştiremiz gerektiği tavsiye ediliyordu: formda kalmak gibi… yine aynı şekilde kitap, kilo alma üzerinde daha çok (yiyecek ve içecekleri değil) düşüncelerimizi sorumlu tutuyordu… hatta bana öyle geldi ki; tamamı ile düşüncelerimizi sorumlu tutuyor…

    kendi üzerimden bir örnek verecek olursam; yıllardır hep göbekli olduğumu düşünür ve o şekilde tanımlarım kendimi… (bir çeşit zihni engel oluşturmuş oluyorum) ve o şekilde hareket ederim… banyoda gözüm ilk olarak göbeğime takılır (memnuniyetsizlik… bir çeşit korku) ee, korku da korkuyu çeker; bunu bilmeyen yoktur: korktuğum başıma geldi sözü ve “yılanın sevmediği ot, burnunun dibinde bitermiş” atasözüzde de belirtildiği gibi… sonuçta ne oldu bil bakalım: beş yıldır göbekliyim :)

    neyse; bunları niye söylüyorum… şunun için…

    yazında diyorsun ki: “Asıl sebep kalp hastalıklarına bünye yatkınlığı. Tetikleyen faktörler hayvani yağlar, margarin, kiloluluk.. ” filan…”

    bünyeyi yatkın hale getiren ve saydığın besinleri kalp hastalıkları yaratan özelliğe bürüyen nedir ali… korku olabilir mi..? zira hayvani yağları ve kalp hastalıklarına yol açtığı söylenen besinleri yediği halde (kendilerinde bu tür korkular olmadığı için) kalp hastalıklarına yakalanmayan çok insan var… aynı şekilde “bünye yatkınlığı” fikrine de sahip olmayan insanlar… bir kere inandın mı “bünyem yatkın… bizim soyda var bu rahatsızlık” fikirlerine; öyle ise bile bünyenin yatkın olduğu fikrinin endişesi ve korkusu ile bünyen daha yatkın oluyor…

    daha da ileri gidip şunu söyleyeyim; her hastalık başlı başına korku ürünü… ilk baştaki belirtiyi alıp (bence bu, korkumuzun veya güvenimizin imtihan edilmesi için gönderilen bir işaret) biz ona bir ad koyuyor ve yorumluyoruz, yorumluyoruz, yorumluyoruz; sonra bil bakalım ne oluyor: hastalık

    tuz, yüksek tansiyon yapar derler… ama benim anam yıllardır çok tuzlu yer, içer… asla ve asla tansiyon sorunu olmamıştır… bu korkuyu tv den öğrenmezse eğer olmayacağına da inanıyorum… peki, nerde kaldı tuzun tansiyon yaptığı gerçeği…

    şimdi diyebilirsin ki hiç mi dış etkenlerin payı yok… bilemiyorum.. bildiğim bir şey varsa o da “korkuların” yaşamımızın içeriğini belirlemede azımsanmayacak bir payı olduğu…

    kolay gelsin… allah kolaylıklar versin! allah korkularını atmana yardımcı olsun!

  4. admin dedi ki:

    Kilo almada veya kaybetmede metabolizmanın rolü çok büyük. Metabolizmanın sağlıklı olabilmesi tiroid bezlerinin düzenli çalışması ile ilgili. Az çalışırsa kişi kilo alıyor, aşırı çalışırsa bir türlü kilo alamıyor. Gitgide zayıflayıp ölebiliyor bile.
    Sözünü ettiğiniz kitap bana şunu hatırlattı:
    Abimin tiroid bezleri birden aşırı çalışmaya başlamış. Aşırı zayıflamıştı. Her zaman bitkindi. Bu hali kalbi çok fena yormuş. Sigaranın da etkisiyle damarlar tıkanmış.
    Zehirli Guatr (tiroid bezlerinin aşırı hızlı çalışması) sorunu kalp krizinden sonra geç fark edildi. Doktor abime demiş ki bir şeye çok üzüldün mü? Evet doğruydu. Nişanlısı abimi terk ettikten sonra abimde hızlı bir zayıflama baş göstermişti. O büyük üzüntü tiroid bezlerini etkilemiş çalışma düzenini bozmuş.
    Böyle şeyler olabiliyor. Çoğu felçler de ani üzüntüler sonucu ortaya çıkıyor.
    Ama bazı hastalıklara genetik yatkınlık bir gerçek. Bizim sülale okumamış insanlardır. Can boğazdan gelir deyip hiçbir şeye dikkat etmezler. Hiçbir şey umurlarında değildir.
    Annemde 10 yıldır yüksek tansiyon sorunu var tuzun zararlı olduğuna inanmıyor hiç kafaya takmıyor ama hep zararını görüyoruz. Geçen kış yediği turşu yüzünden neredeyse kaybediyorduk.
    Baba tarafımda bütün erkeklerde kalp hastalığı var. Dayılarımda yoktur.
    Babam tarafından bir akrabamız genç yaşta kalpten gitmiş. Onun oğlu 39 yaşında kalpten öldü. Daha önce öyle bir hastalığı olduğunu bilmiyordu. Hiçbir şeye aldırış etmeyen gününü gün eden bir adamdı.
    Takıntı yapanlar ters sonuçlarla karşılaşabiliyor. Bu noktada katılıyorum örneklerini görmüşümdür. Ama bizim sülaledeki kalp rahatsızlıkları maalesef böyle değil. Annemin tansiyonu da..
    O halde insan çok sade bir yemek yeme alışkanlığına sahip olmalı. Hastalıklara genetik yatkınlığı olsun olmasın insan sağlıksız gıdalardan uzak durmalı.
    Bir hadis: Eşeği önce sağlam kazığa bağla sonra Allah’a emanet et.

  5. Kayra dedi ki:

    Sizinkiler soğuk insanlar ya bizimkiler…
    Eskiden bizde de hayvani yağlar tüketilirdi.Tabi yaklaşık 12 sene önce falan ama şimdi ya zeytin yağı ya da ayçiçek yağı tüketiyoruz.Annem kadın programlarında gördüğü/duyduğu hiçbir şeyi unutmaz.Doktorların falan sağlıkla ilgili tavsiyelerine harfiyen uymaya çalışır.Doğrusu da bu zaten.
    Allah cümlemize uzun ve güzel bir ömür nasip etsin inşallah…

  6. admin dedi ki:

    Zamanla insanlar öğreniyor. Çocukluğumda annem gelen kurban etlerindeki yağları ayırıp eritirdi. Sonra bir tencerede soğuturdu. Soğuyunca kemik gibi sert yağ olurdu. Bunlar çok zararlı aslında.

  7. fuadyusufoglu dedi ki:

    Sevgili canım yeğenim… Öncelikle Amcana Allah(c.c) tan açıl şifalar diliyorum… İnşaallah selametle hastaneden çıkar…
    Çok büyük geçmiş olsun…
    Şimdi zararlı yağlardan bahsediliyor. İnanki bu kalb hastalığı veya başka hastalıklar bu gibi eskiden kullanılan yağ ve yemeklerden değildir.
    Eskiden insanlar kanaat sahibi idiler. Dertleri yoktu. Herkes kendi işinde çalıştığı için bir bakıma sporlarını her gün yapıyorlardı. çok da yemek yiyorlardı … Adam sabah ezaniyle dağa gider odun getirir veya değirmene gider güneş doğmasıyla da dağdan geri gelir . veya tarlasına gider veya amele olursa çalışırdı. Tabiki o dağların temiz havası ve bir bakıma spor yapmaları onları sıhatlı hale getiriyordu…
    Bu güne gelince herkes pehriz diyor ve haraket halı olmuyor yanı bir işle uğraşmıyor evden 100 metre mesafadeki bakala arabayla veya dolmuşlla gidiyor artık gerisini var sen düşün…
    Neyse Tekrar amcana Allah’tan acil şifalar diliyorum
    Sevgiyle kalın..Duayla kalın…

  8. admin dedi ki:

    “Bu amcam” hakkında haklı olabilirsiniz. Çünkü tanıdığım en hantal akrabamızdır. Daha yirmi yıl öncesine kadar köyde muhtarlık yapardı. Buradaki hali daha da hantaldı.

  9. hasan dedi ki:

    niye ki resim üzerine ismimiz yazılmıyor

  10. admin dedi ki:

    Hangi resim? Ne demek istediğinizi anlamadım.

  11. 1-”metabolizma hızlı çalışınca kiloyu da az alırız” şeklinde bir düşünceye odaklanmak ve bu yönde hareket etmek, evet, gayet mantıklı bir şey… ama diğer yandan bu düşüncenin zıttı da belirir hemen kafamızda: “metabolizma yavaş çalışınca kilo alırız”… bu, korku yaratan bir yargıdır ve bunu aklımıza getirdiğimizde/bu yargıya odaklandığımızda zamanla kilo almaya başladığımızı görürüz… bunun için daima birinci yargıya odaklanarak yaşamak ve aksini düşünmemek gerek… aynı şekilde “metabolizma az çalışırsa kilo alamayız” a da odaklanmamak lazım; bu da korku yaratır ve gerçekliği katlar… (odaklanılan şey, hayatımızda büyür)

    bunun yanında “metabolizma hızlı çalışınca kiloyu da az alırız” gibi olumlu bir düşünceye de insanın korku ile sarılması mümkündür… tamam, içinde, bunun doğruluğuna inanması da vardır ama çoğu bu şekilde hareket ederken, bu fikrin doğruluğuna inanmanın yanında, ne kadar korku ile bu düşünceye tutunduğunu da bilmesi gerekir.. yoksa, bu olumlu düşünce de işe yaramabilir…

    2- sevgiliden ya da eşten ayrılma sonucunda duyulan üzüntüler hissedilen korkular yüzündendir… (bir şeylerden) korkmayan insan, ayrılığın ardından sevinci de üzüntüyü de belli bir düzeyde; sevgisinin ölçüsünde yaşar… ama ayrılma düşüncesi, kendi içinde bir sürü korku barındırır: yalnız kalma, terkedilmiş olma, bir daha birini bulamama, sevdiği kişiyi başkası ile düşünememe, (sahiplik duygusundan dolayı) kaybetme… korkulları gibi… yani dolayısı ile korkular yüzündendir ayrılmalar sonucu yaşanan üzüntüler… korkular ne kadar çok ve şiddetli ise, yaşanan fiziksel ve manevi yıkımlar da o kadar fazladır

    3- diyorsun ki “bazı hastalıklara genetik yatkınlık bir gerçek. Bizim sülale okumamış insanlardır. Can boğazdan gelir deyip hiçbir şeye dikkat etmezler. Hiçbir şey umurlarında değildir.
    Annemde 10 yıldır yüksek tansiyon sorunu var tuzun zararlı olduğuna inanmıyor hiç kafaya takmıyor ama hep zararını görüyoruz. Geçen kış yediği turşu yüzünden neredeyse kaybediyorduk.”

    bu söylediklerine bir şey demiyorum… doğrudur… ama öğrendiğin bu gerçekler, gerçeğe korku da katıyor… sen bu tecrübelerden sonra belli bir birikimle birlikte -böyle yapmayayım, yoksa hastalık başgösterir- korkusunu da ekleyerek, tecrübeden gelen bilgiye korkunu karıştırıyor ve korkunda korkuyu çekerek, bir yerde tecrübelerin bir işe yaramıyor ve aralıklarla da olsa aynı şeyler başına geliyor…

    bunun için, tecrübelerden ya da okuduklarından edindiklerinin içinde korku barındırmamalı insan… zaten bir bilgi ile hareket ederken korku taşıyıp taşımadığını hissedersin…

    4-genetik yatkınlık konusu da doğrudur… ama “bizim genetik yatkınlığımız var” düşüncesi korku yaratır ali… bunu akla getirmemek ve odağı kaydırmak gerek… bu bilginin yarattığı korku, sadece genetik yatkınlığın yaratacağı sonucu 10 a katlayabilir (ama lütfen 10 a katlar da sende bir korku uyandırmasın :D terk meselesi gibi oldu bu da… korku yu terk etmek de kolay iş değildir)

    5-otuz dokuz yaşında, daha önce hiçbir şeyi yokken, gününü gün eden, hiçbir şeyi takmayan akrabana gelince… hiçbir şeyi takmayan insanda bir sorun vardır… insan olan herkes bir şeyleri önemser… eğer bir insan hiçbir şeyi takmıyorsa bir şeylerden kaçıyordur… bir şeylerden kaçan insan da bir şeylerden korkuyordur… korkuyu da insan her daim içinde taşıdığına ve kaçmanın yarattığı suçluluk, sızı, keder gibi duygular eklenince; insanın erken yaşta hayatını kaybetmesi çok mümkün…

  12. sedencik dedi ki:

    Çok çok geçmiş olsun inşallah en kısa zamanda iyileşir amcanız.
    yağlarla bitse keşke sorun…
    bu arada tereyağını 1-2 dr.arkadaşım ayrı tutar…haftada 1 bende yerim…
    ve mümkün mertebe sebze ağırlıklı beslenmekte fayda var…
    ancak
    domatesden fasulyeye ,patatesden kiraza her şeyi sirkeli suda bekletip fırçalamamızı öneriyorlar…
    bu şartlar altında herşey çok can sıkıcı olmaya başladı…
    en sevdiğim meyvadır kiraz ama sirkli suda bekletip fıçalarsam eğer yemem ben o kirazı daha iyi…
    tüm hastalıklarda genetikten dahi öte olan stres ve uygun koşullar faktörünü unutmamakda yarar var …
    tekrar geçmiş olun …
    sağlıcakla…

  13. admin dedi ki:

    Sebzelerin meyvelerin temizliği hakkında son zamanlarda düşünüyordum: Çünkü manav dükkanlarında fare görüyorum. Evet, bu yazdığınız tavsiyelere uyulmalı. Bu konuda dikkatli bir yazı hazırlamalıyım.

  14. Fatih Hazarhan dedi ki:

    Genel manada Temizlik konusuna katiliyorum dikkat etmek gerekir fakat abartmaya da luzum yok sanirim,yani dogal ortamlarda dogal bakterilere zaten bunyemizin ihtyaci var kaldiki bunyemiz okadar guzel yaratilmiski meyve veya sebzelerdeki mikroplari oldurebilecek antibakteriyel maddeler mevcut….
    Zaten bir meyvenin meyve olurken gecirdigi evrimleri dusuncek olursak icinde yetistdigi toprakta her turlu bocek,solucan,fare,yilan gibi canlilarin oldugu bir ortam,ne ararsan var :)

    Bence meyvenin mucizevi yonunu dusunerek onu afiyetle ve tabiki normal su ile yikayarak mideye indirmek gerekir :D

  15. admin dedi ki:

    Aslında bu da doğru ama zararsız bile denebilecek bir parazit olan kenelerin nasıl ölümcül hastalık virüsleri taşıdıklarını, her gün bu yüzden insanların öldüklerini duyuyoruz. Başka şeyler de var. Zaten yazacaktım. Yakında inşallah.

  16. Fatih Hazarhan dedi ki:

    Kene olayi son zamanlarda biraz fazla gundeme geldi,hatta bu konuda farkli dusunceler var mesela Kene nin biyolojik silah olarak kullanilmak istenmesi ve bu konuda deneyler yapildigi…

    Ornegin gectigmiz haftalarda zehir tasiyan bir kene nin Basbakanligin veya bakanligin VIP salonunda geziyor olmasi gibi…

    Toplum psikolojisi ni gundemdeki mevzulara gore yonlendirmek isteyenler var…malum artik buyuk savaslar silahla yapilmiyor…

    Kene den soz edince buraya geldim yoksa yorumuna cevap olsun dusuncesi ile degil ;)


Sorunuzu / Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz.
Lütfen yazı dili kurallarına saygılı olalım.


(Yazamıyorsanız Mozilladan deği Google Chrome ile giriş yapın.)