Hatırladıkça beni hüzünlendiren bir anımdır…
Lise yıllarımda, bir gün babamın dükkânında tek başıma beklemek zorundaydım. Okuldan bir arkadaşımı o sokaktan geçerken görüp çağırmış, böylece yalnız bekleme sıkıntısından kurtulmuştum. Babamı beklerken arkadaşıma saati sordum. Saati yokmuş. O da merak ediyordu. Acaba saat kaçtı?
Ara Güler’den saatli bir fotoğraf: Çayocağında vardiya işçileri, Divriği – 1970O sırada orta yaşın üstünde bir adam içeri girdi. Babamı sordu. Aksanından Rum olduğu anlaşılıyordu.
Babamın filan yere gittiğini, daha sonra geleceğini anlattım. Tamam dedi, adını söyledi, babana selamımı söyle dedi. Adam dükkândan çıkarken o anda saati ona sormayı düşündüm. “Saat kaç?” diye sordum. Adam bu soruyu duyunca başından kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Rengi gitti. Kısa bir sessizlikten sonra oldukça kederli bir ses tonuyla “Bak” dedi. “Babanla iyi bir dostluğumuz vardır. O beni iyi tanır.. benim nasıl bir insan olduğumu babana sor” dedi ve üzgün, kırgın, çökük bir vaziyette çıktı gitti.
Niçin öyle bir tepki göstermişti şaşırıp kalmıştım. Arkadaşım da şaşırmıştı. İkimiz de üzüldük moralimiz bozuldu. Adama küfür etmedik hakaret etmedik alt tarafı saatin kaç olduğunu sorduk. Niçin öyle yaptı?
Daha sonra arkadaşım gitti. Akşama doğru babam geldi. Babama olan biteni anlatmadım sadece o adamın geldiğini ve selam söylediğini anlattım. Nasıl bir adamdır kimdir filan diye babama sordum.
Adını şimdi hatırlayamadığım Rum adam çok iyi bir insanmış ama çok da talihsizmiş. İflas etmiş. Sıkıntıları büyükmüş. Dertlerinden dolayı çok içki içermiş. Mesleği ise saatçilikmiş.