Lanetli Elmas Almayınız

Sevgililer günü, evlilik yıldönümü gibi sebeplerle kadınların elmas, pırlanta hediye beklentileri ve elmas madenlerindeki insanlık vahşeti.

Sevgililer günü yaklaşıyor. Şimdi her yerde pırlanta reklâmları var. Kadınlar, genç hanımlar erkeklerden pahalı hediye bekliyor.
En çok erkekler düşünüyor: Eşime / sevgilime ne hediye alsam? Kazak alsam ayıp mı olur? Beni duygusuz mu bulur? Tek taş yüzük mü alsam? Ama o da çok pahalı. Ben en fazla 50 liralık hediye alabilirim. Paranın gözü çıkın!

Elmas / pırlanta meraklısı hanımlar! Elmas madenlerindeki işçilerin nasıl sömürüldüklerini, hayatlarının nasıl mahvedildiklerini bilseniz elmasmış pırlantaymış hiçbirini görmek bile istemezsiniz. Küçücük çocuklar o elmas madenlerinde ne acılar çekiyor biliyor musunuz? Dayak, şiddet, açlık, taciz, neler neler.. Bazı çocuklar ölüyor ölüleri fare ölüsü gibi bir kenara atılıyor. Hey gidi insanlık! Bu çirkef dünyada hep kötüler kazanıyor kötülük kazanıyor.

Tektaş yüzük.. Elmas, pırlanta..

Tektaş yüzük

Zaman geçtikçe insanlarımız daha fazla tüketiciliğe alıştırılıyor. Hediyeleşmek elbette güzeldir. Elbette insanidir. Ama pahalı şeyleri almak hiç de gerekli değil.

Bizim bazı güzel deyimlerimiz var. Hemen aklıma gelenler şunlar:
Yarım elma gönül alma..
Dost beni ansın da (hediyesi yeter ki) bir çürük elma olsun..
Az veren candan çok veren maldan..
Konu ile ilgili daha birçok atasözlerimiz deyimlerimiz vardır.

Kadınlarımız paralı tutkular yüzünden eşlerini, nişanlılarını, sevgililerini zora sokmasınlar. Sevgililer günü, evlilik yıldönümü, ilk öpüşme yıldönümü gibi şeyleri alet edip hediye peşinde olmasınlar.
Soyguncu tüccarlar binbir türlü hilelerle kadınların aklını çeliyor pırlanta, alyans, inci küpe, gerdanlık, beşi bir yerde vesaire satmak için en büyük silahları kadınların abartılmış duygusallıklarıdır.
Erkeklerimiz aptal olmasın kadınlar karşısında mıymıntı olmasın. Kadın duyguluymuş romantikmiş şuymuş buymuş.. Kapitalizmin uydurduğu şeyler.
Sevgililer günü için en ideal hediye bir adet gül olabilir. sokaklarda Çingeneler satıyor. Pazarlık edin 1 liraya alabilirsiniz. Başka şeye gerek yok.

Aslında fakirler günü icat edilse, herkes fakirlere hediye alsa ne kadar güzel olurdu.

Kategori: Giyim - Moda Tarih: 10 Şubat 2009

Etiketler:

'Lanetli Elmas Almayınız' hakkında sorular, açıklamalar

  1. Arzu dedi ki:

    Doğumgünü, sevgililer, anneler-babalar günü…vs. bunların hepsi bid’attir. Dinimizde hiçbir yeri yok. Şimdi mutlaka denecek ki; biz bunları bir ibadet olarak yapmıyoruz ki. Müslümanın yaptığı hareketlerde hep bir mana olmalı. Manasız, boş işlerle uğraşmamalı. İslam sadece ibadetlerden oluşmuyor ki. Herşeyinle islama uygun yaşayacaksın. Müslümanım diyorsan tabii. Yemen-içmen, oturman-kalkman, islama uygun olacak. Hediye mi almak istiyorsun bayramlarımız var, kandillerimiz var. Hediyeleşmenin bir vakti de olmaz aslen. Paran varsa, içinden geliyorsa al. Sizin de dediğiniz gibi illa pahalı şeyler olmaz hediye denen şey. Küçük bir kağıda yazılmış sevgi sözleri bile olabilir bana göre hediye. Ama ben böyle günlerin kutlanmasına karşıyım.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) böyle bir hediye almış mı hanımlarına? Hayatı paylaşmak ne güzel hediyedir aslında.

  2. E. Ali dedi ki:

    Size katılıyorum ancak bunlar biraz da halk kültürü ile ilgili bir şey haline getirildi. Sanki 100 yıllık bir geleneğimizmiş gibi düşünüyorlar. Oysa hele sevgililer gününün Türkiye’de kutlanmasının temeli 10 yıla bile dayanmıyor. Yarın en sapıkça festivalleri de Türkiyeye taşırlar bu gidişle.

  3. FeRHaD dedi ki:

    Bu altın ve pırlantalar neden bu kadar değerli, pahalı anlamıyorum, benim için sadece bir metal ve taş parçası.
    Altın da bence pahalı bir metal olmalı, çünkü çok iyi bir iletken cep telefonlarının antenlerinde, işlemcilerin çeşitli kısımlarında var, bu sebeple gayet değerli birşey. :) Ancak pırlantaların böyle bir kullanım alanı olduğunu sanmıyorum.
    Elmaslar lazerlerde vs. çeşitli şekillerde kullanılabilirler, o sebeple değerlidir.
    Gümüş de iyi bir iletkendin onun için bence değerlidir.
    Ancak bunların insan üzerinde durması bana çok da güzelmiş gibi görünmüyor. Tamam, şekil olarak değişik birşey olabilir, iyi bir sanat eseri olabilir ama onu yapanın eseridir o takanın değil ki, bir vitrine bakmak bunları takmış bir kadına bakmaktan daha zevkli olsa gerek. :)
    En iyisi elektronik düşkünü biriyle evlenmek, her hediye elektronik birşey olup daha uygun fiyatlıdır, ayrıca eşe diye alınıp kendin de kullanabilirsin.

  4. kalderavolkan dedi ki:

    Aaa kargalarla ilgil bölüm nerde? Bence yazının en can alıcı yeriydi. Her böyle saçma gün öncesi ve sonrasında tüketim manyaklığı konusunda yazılar yazılır ama bu manyaklık gün gün artmakta devam eder.
    Senin yazının o bölümü kendimizi sorgulamamız (belki de bu saçma arzumuz’a kılıf bulmalarımız) açısından ilgi çekiciydi.

  5. Aysima dedi ki:

    Bayramlar, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü… bunlar kış sezonunu canlandırıyor Ne yapsın zavallı esnaflar krizler bir yandan ancak bugünler de kazanıyor :) yazın sıkıntı yok zaten alışveriş çılgını insanlarımız… İş dünyasında durum bu… 12 yıl önce tamda 14 şubatta mecburen bu iş dünyasına girmiş biri olarak gerçekten durumumuz çok vahim, her şeyi maddeyle ölçen kesim çok fazla, maneviyattan koptukca daha ne günler icat ederiz…

  6. E. Ali dedi ki:

    Bir gün de birisi çıkıp dese ki “kardeşim güzel yazmışsın da şu filan satırdaki hitabın ağır olmuş. Değiştirsen daha iyi olur!”
    Maalesef yok.
    3. paragrafın ilk cümlesini kendim değiştirdim. keşke okuyan biri eleştirseydi. :(

    Neyse kendim değiştirdim. Rahatsız olan kimseler olduysa özür dilerim.

  7. FeRHaD dedi ki:

    Evet, o hitabında bir problem vardı, çünkü bu tür şeylere daha fazla önem verenler zaten görgülü, kültürlü, medeni hanımlar. :) Görgüsüz kültürsüz medeniyetsiz hanımlar genelde pek önemsemezler böyle günleri, ne de olsa görmemişler. Şaka bir yana genelde bu tür şeylere kültürlü kesim daha fazla önem veriyor.

  8. hussoloji dedi ki:

    En iyisi tüketimi teşvik eden bu tarz günleri biraz daha dizginlemek…
    Yoksa ipin ucu kaçıyor…

  9. E. Ali dedi ki:

    @Ferhat;
    Görgülülük, kültürlülük, medeni olma gibi kavramlar göreceli kavramlar aslında. En çok da “kültürlü olmak”…
    Çoğu kişi bunu yanlış olarak “Coğrafyadan matematiğe, siyasetten folklora kadar genel kültür bilgilerine sahip olmak” anlamında algılıyor. Oysa kültürlü olmak aslında kişinin sosyal hayatta özgün olarak evrensel faziletleri yakalamış ve kendisinde oturtmuş, kendi toplumunda hal ve hareketleriyle hem yadırganmayan hem iyi bir örnek olmuş kişi olmak anlamındadır. Bu kişinin kültürü vardır. Nerede nasıl davranacağını bilir. Kimseyi hor ve hakir görmez. Neyin niçin yanlış olduğunu veya şu veya bu şekilde olduğunu bilir. Ben de bu anlamda kullanmıştım ama sonradan çok kişi tarafından yanlış anlaşılacağından emin oldum değişiklik yaptım. Sırf bilgi sahibi olmak her şey değildir.

  10. FeRHaD dedi ki:

    Ben de zaten bilgili anlamında kullanmadım ama şöyle değiştireyim; etrafında kültürlü olarak tanınan! Dışarıdan bakınca kültürlü görünümleri var ama içeride, bu elmasların üretiminde kimin başına ne geldiğiyle ilgili bir fikirleri yoktur ve umursamazlar.

    ***
    **
    Cevap:
    Evet ben de o anlamda kızmıştım ama haklı bile olsam öyle dememem gerekirdi. Çünkü umursamamak, bildiği halde duyarsız kalmak da netice toplumun ortak değer yargıları ile ilgili bir şey. Tek tek kişileri suçlamak yanlış oluyor. Ben oturup düşündüğüm zaman yanlış çok şey bulabiliyorum. Veya bir yerden okurum “vay be ne kadar kütük gibi adamlar var hıyar bunlar” derim. Ama bir de bakmışım ertesi gün aynı saçmalıkları ben de yapmışım! Kolay değil tabi. Ağaç yaşken eğilir. :(

  11. VişneAğacı dedi ki:

    Yazını okuduktan sonra aklıma ilk gelenler; Emile Zola’nın Germinal adlı kitabı, izlemediğim ama izlemek istedğim bir film Blood Diamond(Kanlı Elmaz) ve kürkü için avlanan hayvanlar oldu…
    Germinal’de bir grup maden işçisinin günlük hayatı, madencilerin maaşlarının haksız yere kesilmesi sonucu greve başlayıp sonra ne şartlarda tekrar iş başı yapmak zorunda kaldıkları anlatılıyor.Beni çok etkileyen bir kitaptı.Bu kitabı okuyanların da bir daha tektaş, mektaş istemeyeceğine eminim.
    Kanlı Elmas’ta ise nadir bulunan bir elmasa sahip olmak için insanların verdiği mücadele anlatılıyormuş.Çok övdüler, kısmetse izleyeceğim…
    Kürkü için avlanan hayvanlara gelirsek, elmas için söylediklerinizin hepsi onun için de geçerli.Aç değil, açıkta değil, hali vakti yerinde kişiler ister hep ve onların nefisleri için avlanırlar.Elmasla aralarındaki tek fark, elmas için ölen masum, insandır; kürk için ölense, hayvancağızın kendisidir.(Galiba yavaştan yavaştan meslek hassasiyeti başladığından aklıma geldi bu.)
    Kürk giymek isten hanımefendilere Ahmet Haşim’in “Bize Göre” adlı kitabındaki adını hatırlamadığım denemesini armağan ediyorum :D Kitabı okuyunca ne demek istediğimi anlayan çok iyi anlayacaktır…

    İyi haftasonları..

  12. E. Ali dedi ki:

    Bu hassas, değerli bilgiler ve insani bakış açısı bilgisi için çok teşekkür ederim Vişne Ağacı.

  13. mehmet dedi ki:

    tebrik ederim, güzel bir konuya değinmişsiniz, ne yazık ki zengin kesime sunulan ürünlerin elde edilmesinde yoksul kesim sömürülmekte ve zengin kesimin o ürün için ödediği miktarın çok küçük bir miktarı o insanların cebine girmektedir. yılan derisi ( genelde piton) çanta, ayakkabı vs. aksesuarları hepimiz biliriz. bunlar dünyanın en ünlü markaları tarafından( Christian Dior, D&G, AEFFE, TOD’S vs.) çok iyi fiyatlara zengin kesime pazarlanır. çok iyi fiyat derken neyi kastediyorsun derseniz bir çantayı bir kaç milyardan aşağı alamazsınız ve benim gördüğüm en yüksek fiyat da 42 milyar küsürdür.

    bu fahiş fiyatlı aksesuarların üretiminde kullanılan devasa yılanları yakalamak için afrika ülkelerinde bu işle uğraşanların yöntemi şu şekildedir; yılanın yuvası bulunur, yerlilerden biri bacağına kalınca bir bez sarar, bez sardığı bacağını yılanın yuvasına yem olarak uzatır ve bacağını kapmasını bekler, yılan kokuyu alıp bacağı ısırdığında diğerleri yem olan yerliyi tutarak çeker ve yerlinin bacağıyla birlikte dışarı çıkan devasa yılan öldürülerek yakalanmış olur. (bir belgeselde canlı olarak izlemiştim bunu) tüm bu emeğin, hayatını böyle bir riske sokmanın karşılığı birkaçyüz, belki bin dolardan fazla değildir.

    simdi o yoksul insanlarıın bu şekilde birkaçyüz dolar için hayatlarını riske atmalarına mı yanarsınız, son kullanıcıdan kazanılan paranın adaletsiz dağıtımına mı, yoksa o yılanın bir boktan aksesuar için katledilmesine mi?

    işin içinde bu aksesuarların ülkemizde peynir ekmek gibi satılmasını ve ülkemizin paralarının bu tip işe yaramaz şeyler için yurt dışına akmasını da eklemek gerek tabiki çünkü türkiye dünya deri ihracat sektöründe ikinci konumdadır, önümüzde sadece italya vardır ve bu bahsettiğim markaların sahipleri hep italyanlardır. biz belki onlarca milyon ürün ihraç ederek elde ettiğimiz parayı bu tipte birkaç bin ürün ithal ederek italyaya aktarıyoruz

  14. mehmet dedi ki:

    bu arada yazının sol üst köşesinde bulunan pırlanta reklamı da güzel bir ironi oluşturmuş.
    sen istediğin kadar beni kötüle, ben yine reklamımı senin sayende yaparım gibisinden…

    globalist düzenin esiri konumundaysak buna da katlanmak durumundayız sanırım:)

  15. E. Ali dedi ki:

    Geçenlerde gelen bir yorumda bir arkadaş “pornografik materyaller arttıkça insanların psikolojik dengeleri bozuluyor” benzeri bir yorum yazmıştı. Cevap olarak dedim ki toplumda neye ihtiyaç duyuluyorsa o şeyleri sunanlar çok olur. Dengelerin, psikolojilerin bozulmasında suç filan şeyleri sunanlarda değil, rağbet edenlerdedir ve rağbet edilmesine sessiz kalanlardadır. İnsanları güzellikle bilgilendirmek, düşündürmek lazım. Bu mesele tartışılabilir ama yapacak çok fazla şey olmadığı için, her türlü fazilette çok çalışıp insanları etkilemek gerekir diye düşünüyorum. Yasaklama ile nereye kadar başarılı olunabilir? Önemli olan, her türlü ayartıcı karşısında insanın kendisini koruyabilmesidir. İşte bu konuda insanlar birbirlerine yardımcı olmalıdır fikrindeyim.

  16. mehmet dedi ki:

    çok haklısınız, deveye neren eğri diye sormuşlar, nerem doğru ki? demiş…
    o yüzden toplumumuzdaki sonradan görmeleri de yadırgamamak gerek.

  17. E. Ali dedi ki:

    Eğitimsizlik, özgün kültürümüzün gelişmemiş ve hatta yok olmuş olması gibi faktörler sonradan görmüşlüğe en büyük etkisi olan şeyler. insanımız her ne görse satın alması gerektiğini düşünebiliyor.. yani yeter ki parası olsun. israilliler çamurunu bile getirip bu insanlara rahatlıkla satabiliyor! Bu kadarına da pes artık. Garip ama gerçek.


Sorunuzu / Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz.
Lütfen yazı dili kurallarına saygılı olalım.


(Yazamıyorsanız Mozilladan deği Google Chrome ile giriş yapın.)