Tavuk, haram gıda, GDO ve kapitalizm

Günümüzde şehirli insanlarda artış gösteren obezite, kalp damar hastalıkları, kanser çeşitleri, diyabetten guatr hastalıklarına kadar hormonlara bağlı hastalıklar, ayrıca psikolojik rahatsızlık olarak kalmayıp psikiyatri tedavisi gerektiren anksiyete bozuklukları, panik atak, uyku düzensizlikleri ve depresyon… Hepsi kimyasallı yemlerle devam ettirilen hayvancılıktan kaynaklanıyor.

Artık zaman kapitalizm icabı her işte tekelcilik zamanı. O da yetmiyor, devasa boyutlarda seri üretim.. o da yetmiyor, mümkün olan en kısa zamanda ürünlerin hazırlanıp satışa sunulması en önemli hedef..

Dünya sermaye güçlerinin en güçlüsü Siyonist kapitalizmi Türkiyede istisnasız herkesi hatta en dindar işadamlarımızı bile kendi potasında eritti. Hayvani gıda sektörleri bu yazımın bu bağlamda konusudur. Sadece tavuklardan bahsettim.

Kuş gribi bahanesiyle devlet tavukçuluk sektörünü halktan kopardı üç beş kapitalistin tekeline verdi. Şimdi onlar sırf tavukçuluktan petrol zengini Araplar gibi çok para kazanmakta.

Neyi nasıl yapıyorlar, insanlık ayıplarını okuyun.

1- Etlik tavuk yetiştirmede civcivlerin bünyelerini sersemleştiren, biyoritmi devre dışı bırakan kimyasallı / hormonlu yemler civcivlerin önünden hiç eksik edilmez. Hayvanların dejenere edilmiş genetik özellikleri zaten obez iken kimyasallı yemler civcivleri büsbütün obez ediyor. O kimyasallı yemler uyku ve dinlenme ihtiyaçlarını ayrıca devre dışı bırakıyor. Devamlı ışıklandırma ile devamlı yem yiyen civcivler tam 45 günde birkaç kiloya ulaşıyor! Oysa normal şartlarda normal bir tavuk çeşidinin civcivleri 45 günde en fazla güvercin kadar büyüyebilir. Korkunç insanlık ayıpları söz konusu.

2- Yumurtacılıkta da tavukların yemlerine bünyeleri sersemletici kimyasallar katılıyor. Bunda birinci sebep yine biyoritmi devre dışı bırakmak ki bünye dinlenmeye geçmesin, yumurtlamaya hiç ara vermesin. İkincisi yumurta oluşumunun devamı ve alınan gıdaların hep yumurta oluşumuna gitmesi için.. Anlarsınız ki çeşitli hormonlar ayrıca kullanılmakta.

Günümüzde şehirli insanlarda artış gösteren obezite, kalp damar hastalıkları, kanser çeşitleri, diyabetten guatr hastalıklarına kadar hormonlara bağlı hastalıklar, ayrıca psikolojik rahatsızlık olarak kalmayıp psikiyatri tedavisi gerektiren anksiyete bozuklukları, panik atak, uyku düzensizlikleri ve depresyon… Hep kimyasallı yemlerle devam ettirilen hayvancılıktan kaynaklanıyor.

Basın niçin halkı bilgilendirmez?
Geçenlerde yanlış hatırlamıyorsam Habertürk gazetesinin bir köşe yazarı biraz değindi. Diyor ki tavuk eti yiyorsanız filan filan filan psikiyatri ile ilgili ilaçları da alıyorsunuz demektir. Doğru ama eksik çok. Adam yine de bu kadarını yazmış, bu da bir şeydir. Gerçeği olduğu gibi yazsa çok büyük makamlara kadar dil uzatmak zorunda, o sınıra dikkat etmiş.

Koskoca gazetelerde bu meseleleri tüm gerçeğiyle dile getirmek için ciddi kuruluşlar tarafından analiz raporları ile belgelendirip delil getirmeleri lazım.. Ki öyle raporları ciddi kuruluşlar vermez maalesef. Onun için gazeteciler sınırlı yazmak zorunda.

ABD’de de durum aynı. Onurlu bilimadamları hiçe sayılıyor insan yerine bile konmuyor. Siyonist kapitalizm ne derse o oluyor.

İslamda bu tür gıdalar haram

Kuran ayeti: Üzerlerine Allah ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü o kat’î bir fisktır. Bununla beraber Şeytanlar kendi yararına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka telkınatta bulunacaklardır, eğer onlara itâat ederseniz şüphesiz siz de müşriksinizdir.
Keserken formalite icabı besmele çekmek gerçeği değiştirmez. O hayvanı yetiştirirken Allahın emirleri, rızası asla dikkate alınmıyor. Yani Allah asla umursanmıyor. Böylece onları yemek haram kapsamına girer. Besmeleyle kesilse ne olur? Şaraptan zararlı etler bunlar. Şarabı rakıyı besmeleyle içmek eğer helal ise bunlar da helaldir. Allahın dinini oyuncak etmeyin. Hayvanların fıtratları tamamıyla değişime uğratılarak yetiştirilmiş. Dahası, onların etleri insan sağlığına son derece zararlı maddeler içeriyor. Allahın emirleri, rızası ayaklar altında çiğnenerek yetiştirilen hayvanları besmeleyle kesip helaldir demenin hırsızlık parasıyla hacca gitmekten farkı yok.

Tavuklarda GDO
Bütün dünyada halktan gizli tutuluyor ama etlik tavuk endüstrisinde kullanılan Cornish Rock hibritlerinin genleriyle oynanmıştır, bunlar da GDO’ludur. Zira o hibritlerin oluşturulmasında kullanılan beyaz Cornish ırkı ve beyaz Plymouth Rock ırkı tavuklardan, ama halkın elindeki bu iki  ırk tavuklardan elde edilen hibritleri aynı kimyasallı yemler 45 günde devleştiremiyor. Deneyenler bunu görmüştür. Özel hibritlerin üretimini tekelinde bulunduran büyük firmaların gizli saklı yetiştirdikleri beyaz Cornish ırkı ve beyaz Plymouth rock ırkı, halkın elindeki aynı ırklardan farklı. O tesislerde neler dönüyor kimse bilemiyor.

Türkiyedeki etlik tavuk endüstrisinde onlara bağımlı olarak onların verdikleri hayvanlar kullanılıyor. Devamlı yeni nesil civcivler satın almak uçakla getirtmek zorundayız. Böyle bir dışa bağımlılık var. Halbuki hiç ihtiyacımız yok. Ama devletlerarası anlaşmalar bunu istiyor. İçimizdeki Siyonist uşakları bunun devam ettirilmesi uğruna halkımıza tavukçuluğu kısıtladı. Kuş gribi bahanesiyle birçok ocaklar batırıldı, nice mutlu yuvalar yıkıldı.

Bütün bunların yanı sıra yem endüstrileri var, o yemlere katılan kimyasal maddelerin ayrı üretici firmaları var. Her bir üretici firma arka arkaya zincirleme olarak aynı kapitalist dış güçlere kadar gider.

Gıda sektöründen ilaç sektörüne, savunma sanayisinden devleti yönetim sistemlerine kadar her şey kapitalist sermaye güçlerinin denetiminde, tekelinde devam ediyor.
Mafyalardan milyon kat güçlü uluslararası bir sistem. Hükümetimiz de onlarla iyi geçinmek zorunda. Bazılarımız bilmeden hükümeti suçluyoruz. Hele bir karşı çıksınlar o büyük siyonist sermaye güçleri iki günde Türkiyede her türlü iç karışıklıkları çıkarıp Türkiyeyi Suriyeden beter ederler. Türkiyede çok farklı görüşten, birbirlerine adeta düşman kitleler çok iken bu durumda devleti yönetenler kim olursa olsun dış güçlere, kapitalizme kolay kolay meydan okuyamaz. Hiçbir şey hayallerimizdeki kadar kolay değil, hiç basit değil.

Biz halka düşen şey her konuda kendi çapımızda tedbirlerimizi almamız. Biz kendi çapımızda hem sağlığımızı, hem sinirlerimizi kendimiz kontrol altında tutmalıyız. Ne devleti yönetenlerin yapabileceği bir şey var ne de büyük firmaların. İş sana bana düşüyor. Her konuda bilinçlenip kitleler arası anlamsız ötekileştirmecilikleri düşmanlıkları bitirmeliyiz. Halk parça parça olunca toplumu güden dış güçlerin işi kolaylaşıyor.

Hastalıkların ve terörün artması
Hemen hemen her ülkede tarım ve hayvancılık devlet ekonomisi için çok büyük önem taşıyor. Bazı devletler ihracat bile yapmakta. Ekonomide tarım ve hayvancılığın önemi asla azalmayacak, artarak devam edecek. Sırf ekonomideki önemi yüzünden ne yazık ki bitkisel ve hayvansal gıda maddelerinin insan sağlığına zararlı olmaları üzerinde gerçek anlamda durulmaz. Ayrıca kapitalist sistemler ilaç sektörüne de çok büyük önem veriyor, yani her türlü hastalık yayılsın ki ilaç sektörü de kitlelerden daha fazla para çekebilsin. Geçenlerde ilaç sektörünü çok iyi bilen biri yazmıştı: ilaç satışlarını arttırmak için ara sıra bilimsel gerçekler saptırılırmış. Meselâ kolestorolün derecesi, şekerin derecesi yani bunların zararlı olabilecek düzeyleri kasıtlı olarak bilime göre değil, tamamen gerçek dışı oranlarda gösterilirmiş. Dağıtılan genelgelerle koskoca hastaneler bile o yalanlara göre hareket ediyor. Şimdi bakın: Hastalıklar zaten artıyorken bununla bile yetinmemekteler, sağlıklı insanları bile hasta gösterip ilaç satışlarını arttırma derdindeler!

İç kargaşalar çıkarmakla silah ticareti yine o sermaye güçlerinin ek kazanç kapısı.
Hastalıkları yay, terörü yay.. ilaç sat silah sat.. Zaten her şekilde sömürüyorsun yetmiyor mu? Hayır, asla yetinmezler.

Buraya kadar okuduysanız siyonist kapitalizminin ne kadar dehşetli güçlü bir sistem olduğunu ve ne kadar dehşetli kötü olduğunu bir kez daha anlamışsınızdır.

Kategori: Sağlık Tarih: 11 Eylül 2012

Etiketler: |

'Tavuk, haram gıda, GDO ve kapitalizm' hakkında sorular, açıklamalar

  1. Nalan Güler dedi ki:

    Maalesef çok haklısın. Birkaç doktor cesaretle konuşuyor, insanlara anlattığımda da onları kanser müjdecisi diye dinlemiyorlar, dinlemek istemiyorlar.

  2. admin dedi ki:

    Ne yalan söyleyeyim televizyonda konuşanları ben de dinlemek istemiyorum. Onlara göre nefes almak bile kanser yapar. Aşırı abartıyorlar. Bir yandan bazıları kendi bitkisel ürünlerinin pazarlamasını yapma çabasında. Ki modern tıp ilmi varken her şeyi alternatif tıpta aramak önemli hastalıklarda fena üzücü sonuçlar doğurabiliyor.

    Ama en ciddi şeyleri, mesela benim yazımda temas ettiğim hayvani gıdaları ciddi anlamda ele almak insanları uyarmak lazım. Bunun üstünde durmaları her şeyden önce önemli. Hormonlarla yetiştirilmiş sebzelerin zararı bunların yanında soldan sıfır. Tehlike o denli büyük.

  3. Vedat Karabük dedi ki:

    Kapitalizm hakkındaki gerçekleri görmeniz ve burada değinmeniz çok güzel. Sizinle aynı fikirdeyim. İflah olmaz kapitaistler bizleri çiftlik hayvanları gibi görüyor bizleri çeşitli manipülasyonlarla yönlendirip dikkatimizi kapitalizm dışındaki ilgisiz her şeye çekmekte adeta bizlerle oynamaktadırlar. Şimdilik yapılabilecekler çok sınırlı, öncelikle sizin de değindiğiniz gibi herkes kendi tedbirini almalı, ailesinin sorumluluğunu her alanda üstlenmeli, ardından örgütlü bir toplum olabilmek için bireyselde olsa çalışmalar yapmalıyız. Güzel yazınız ve aydınlanmacı kişiliğiniz için teşekkürler.

  4. admin dedi ki:

    Vedat Bey ben de size teşekkür ederim. Son fikriniz ve tavsiyeniz zaten Cumhuriyet’in gerçeğidir ve gereğidir fakat insanlar bilmiyor, bilmemeleri için de sermaye güçleri her şeyi yapıyor. Tüm siyasi partiler onların elinde. Hiçbir siyasi partiden medet ummamak lazım. Herkes kendi kapısının önünü süpürse dünya tertemiz olur sözü gibi: Herkes kendi mahallesinde birlikler oluşturup tüm ilçede birlik beraberliğe giderek TBMM’ye kimi “bizim vekilimiz” olarak göndereceklerini de mutlaka kendileri belirlemelidir. Ama öyle olmuyor. Cumhuriyetin adı var kendisi yok. Siyasi partiler milletvekillerini belirler ve halka dayatır. Halk sadece “güdülecek mal-mülk”tür onlar için.
    Biz TBMM’ye kendimiz sıkı sıkıya denetleyebileceğimiz, gerekirse sırtına vura vura adam edeceğimiz, ipleri bizim elimizde olacak vekillerimizi göndermedikçe kaderimiz siyasi partilerin inisiyatifine bağlı kalacaktır.
    Boşu boşuna parti kavgası yapıyoruz. Sanki bizi partiler kurtaracak. Hayır, biz kendimiz denetimi elimize almadıkça bizi partiler kurtaramaz.


Sorunuzu / Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz.
Lütfen yazı dili kurallarına saygılı olalım.


(Yazamıyorsanız Mozilladan deği Google Chrome ile giriş yapın.)