Yahya Kemal Beyatlı ve Ramazan Ayı
5 Ekim 2007 tarihinde eklenen ön bilgi:
Şair, 1934 yılında İstanbul’un yeni semtlerinden Moda’da oturmaktadır. Bir Ramazan günü, Ramazan’ın hissedilmediği Moda’dan Üsküdar’ın Atik Valde semtine gider. Atik Valde Camii’nden KaracaAhmet’e inen sokakta durur, yoksul halkı, kerpiç evleri, bakkal dükkânını seyreder. Bu sırada edindiği izlenimi daha sonra şiir olarak kaleme alır.
Atik Valde’den İnen Sokakta
İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,
Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti
Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları
Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı.
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;
Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.
Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,
Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.
Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!
Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.
Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.
Yahya Kemal
Yahya Kemal’in gayet ince duygularıyla yazdığı bu şiirinde bambaşka bir hüzün var. Sanki bugün yalnız kalmış bazı yaşlı insanımızın duygularına tercüman olmuş…
Bana bir arkadaşımın birkaç sene önce ölen babasını hatırlattı. Kendisi karıncayı bile incitmez, herkese son derece kibar davranan tam manasıyla eski istanbul beyefendilerindendi. Yaşı seksene yakındı. yaşlı ve hasta haliyle, evde tek olsa bile kravatsız durmazdı. Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki hassasiyeti hala yaşıyor, yaşatıyordu. Misafirlere beli bükük haliyle çay ikram eder, bunu eşine veya oğluna bırakmazdı. Görünüşe göre dindar sayılmazdı ama kalbinin eşsiz güzelliğini de ancak Allah takdir edebilir sanıyorum. Bu yaşlı insanlar hepimizden daha iyi biliyor bu vatan için zamanında yapılan fedakarlıkları, verilen emekleri.. Dökülen kanları… Şehitlerin ardından çekilen ayrılık acılarını…
Zamanla ne olduysa oldu, insanlarımız arasında ayrılık başgösterdi.
Diyorum ki ne olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun, herkese bu yaşlı adam gibi saygımızı sevgimizi eksik etmeyelim. Onlardan bazıları kendi kabuğuna çekilmiş, kimseyle görüşmek istemiyor olabilirler.
Ama bu şiiri okuyup onların kalblerini biraz olsun anlayabiliriz. Şu Ramazan ayı günlerinde, onlar evlerinde yapayalnız, kendi çocukluk günlerini anıyor, kendi anne babalarıyla geçirdikleri Ramazan aylarını, oruç tuttukları günleri, o zamanın paylaşılan sevgisini saygısını özlüyor olmalılar. Hasretle gözyaşı döküyor olmalılar… Ömürlerinin son günlerinde ne olursa olsun eğer komşuysak, onların gönüllerini almaya çalışmalıyız. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Anlattıklarını anlatacaklarını can kulağıyla dinlemeliyiz. Onlar evlerinde yalnız başlarına gözyaşı dökerlerken, bize yakışır mı onlarsız iftar sofraları? Oruç tutmasalar da, onlarla orucumuzu açsak, onları yalnızlığa terk etmesek…
Etiketler: Edebiyat | Sanat / Sanatçı
Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:
Sorunuzu veya Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz.
Lütfen konuşma dilinde yazmayın zorluk çıkarmayın.LÜTFEN YAZI DİLİ KURALLARINA SAYGILI OLALIM

Aydınlarımız zaman içinde toplumdan, halktan ve maalesef haktan bir kopuş yaşamışlardır. Ramazan ayı, bu ay içinde yaşananlar, içerdiği uhrevi ortam ve bereket bunlarında bir kısmını yeniden cezbetmekte, unuttuklarına yakınlaştırmaktadır. Ramazan’ın bir mucizesi de bu olsa gerek, tıpkı Kuran’ın dinleyenleri yakınlaştırması, gönülleri yumuşatması gibi Ramazan’da inanan inanmayan, inandığı gibi yaşayan yaşamayan pek çok kimseyi yörüngesine alabilmektedir. Yahya Kemalin bu şiiri bir örnektir.
Şiir bu haliyle yalnızlıktan ziyade yabancılaşmadan bahsediyor. Aslında şimdilerde tartışılan mahalle baskısı veya ramazan baskısıyla örtüşüyor denebilir. İnsanlar özünde değerlerini kaybetmese de konumunu düşünerek hissiyatlarını açığa vurmaktan çekiniyorlar. Hatta bu baskıyı bence kendileri üzerlerinde oluşturuyor, bir yandan vicdanları rahat bırakmıyor, bir yandan da toplum içinde genel adaba aykırılığa düşmemek için mecbur kalıyorlar. Ama insanın içi bambaşka, kimisi bundan derin üzüntü duyuyordur, kimisi ise halinden memnun, değerlere karşı olmayı sürdürecektir. Şairin yaptığı gibi farkında olup şükredebilenlere ne mutlu…
**********
Cevap: Çok teşekkür ederim. Verdiğin kısmı şimdi buradan silip yukarıya en üste ekliyorum.